Çikolata

Çikolata

Adından biraz fazla söz ettiğimizde bile canımızın çektiği mutluluk kaynağı olarak görülen bu muhteşem değerli gıdanın hikayesine bakalım. Hikayesi kendisi kadar iştah açıcı olduğu için sizden ricam bu yazıya bir parça çikolata ile eşlik etmeniz. Ama yavaş yavaş, ağır ağır tüketmeniz her satırda hikayesinin tadına vararak.

Çikolata ağacının adı “Theobroma Cacao” dur. Bu ismi ona 1753 yılında İsveçli bilim insanı Carl von Linné tarafından verilmiştir. Linné çikolata ağacına bu ismi vererek bilimsel olarak bir yiyeceği tanrılara atfetmiştir. İsmi Latince’den gelmekte olup, anlamı ise “Tanrıların Yiyeceği Kakao”  dur. Bu kutsal ağacın meyveleri geçmiş tarihinde uzun yıllar dini sembol, para birimi ve güç veren içecek üretimi için kullanılmıştır. Tükettiğimiz her gıdanın belirli bir hikayesi ebette vardır, ama çikolatanın tarihi çok daha derindir. Bilinen kayıtlara göre MÖ.1500’lerde Olmekler, MS.300’lerde Mayalar, 10.yy. da Toltekler (tarihin kayıp kavmi olarak geçer) ve çikolata ile en çok anılan 12.yy. da Azteklere kadar gelmektedir. En uzun süre Aztekler kullanmışlardır kakao ağacını ve çikolata içeceğini. 

Çikolata Amerika Kıtasının keşfi ile önce Avrupa’ya sonra da Dünyaya yayılmıştır. 1760 yılındaki Sanayi Devrimine kadar çikolata bir içecek olarak tüketilirken Sanayi Devrimi ile katı hale geçer. Aztekler ve onlara kadar gelen tüm toplumlar çikolatayı enerji ve güç veren statü göstergesi olan bir içecek olarak tüketmiştir. Aztek Kralı Mantezuma savaş öncesi hem kendisi hem de Aztek Askerleri için özel olarak çikolata içeceği hazırlattığı bilinmektedir. Hatta Amerika Kıtasının keşfinden sonra Aztek Kralının kendisi İspanyol Kaşif Hernan Cortes’e ikram etmiştir. Orijinal tadı İspanyol damak tadına uygun olmayacak kadar acı olduğu için Cortes tarifi geliştirip bu içeceği saraya sunmuştur. İspanya sarayı ve eşrafı bu içeceği çok beğenip tüketmeye başlamışlardır. Çikolata içeceği koca Atlas Okyanusunu geçmiş ama gücün, zenginliğin ve lüks yaşamın sembolü olma özelliğini kaybetmemiştir. Yani tam da şu anda elinizde olan o güzel lezzet tarihinin çok önemli bir kısmında elit tabakaya ait olmuştur. Çikolata, elit tabakanın içeceği olmuş, halktan uzak tutulmuş, gizlenmiş, uzun yollar aşmış ama ihtişamını hiç kaybetmemiş. Çünkü o tanrıların yiyeceği kakao ağacının meyvesinden elde edilmiştir. İspanyollar tabii ki de bu gücün ticaretini yapabilecekleri duruma geldikleri zaman çikolatayı Avrupa ile paylaşmışlardır. Avrupa’nın elit soyluları çikolata içeceğini bağımlılık yapacak kadar çok tüketirken, çay ve kahve daha popülerlik kazanmamıştı. Oysa çikolata günümüzde kahve ve çay saatlerinde yapılan bir çok eşlikçinin içinde yer almaktadır.

Peki, Avrupa’da bu kadar kıymetli ve lüks olan bu gıda Türk kültürüne nasıl gelmiştir?

Osmanlı’ya ne zaman geldiği net olarak bilinmemektedir. Ancak 19.yy’da Osmanlı kayıtlarında çikolata ile ilgili çok fazla bilgi vardır. Sanayi devrimi ile şekil değiştirip sıvıdan katı forma geçen çikolata, Osmanlı’da ilk olarak sağlık sorunları yaşayan çocuklar için ilaç olarak eczanelerde satılmaya başlamıştır. Daha sonra çocuk yiyecekleri olan horoz şeker, muhallebi gibi tatlıların arasında yer almış ve pastanelerde satılmaya devam etmiştir. Batı kültürünün Türk toplumuna ilk etkileri arasında çikolata da yer almaktadır.

Bir gıda ile kültürler tanışıp bağdaşmaya başlayabilir; değişen ve dönüşen dünyada ayakta kalmak için uyum, bir gıda üzerinden yakalanabilir. Tüm bunların yanı sıra tabii ki de soylu çikolata Osmanlı’da da lüksüne devam etmiştir. Hatta günümüze kadar gelmiş olan Nestlé markası Sultan II. Abdülhamit döneminde “sarayın resmi tedarikçisi” unvanını almıştır. Şimdilerde hepimizin evine kolaylıkla giren bu tatlı, mutluluk kaynağımız geçmişinde çok soyluydu. Lütfen bundan sonra kıymet vererek tüketiniz. 

 

Buse Kurt

Bloga dön

Kahvelerimiz